Fotoğraf Galerisi
Alıntı Yazılar
Hüsnü Mahalli
İşkence-işkembe

Fehim TAŞTEKİN
Antep devrim üssü olursa...

Ahmet Hakan
Ahmet Hakan'dan ilginç Erdoğan ve Davutoğlu iddiası

Ceyda KARAN
Kara Komedi...

Alptekin Dursunoğlu
Irak’ın bölünmesi: ABD projesine Türk müteahhitliği

Soner Yalçın
Erdoğan’ın hastalığı

Banu Avar
Survivor

Kenan Çamurcu
Cenevre 2 Değerlendirmesi

    Muharrem Ayında Aşura Gününde Ne Yapmalıyız

Yazarı : Özgür ARAPOĞLU | Yorum Sayısı : 1

Emevilerin İslami yönetimi ele geçirip onu saltanata çevirmelerinin ardından unutulmaya ve yok olmaya başlayan gerçek İslami değerler İmam Hüseyin’in kıyamı ve Kerbela olayıyla yeniden canlandı ve o zamandan itibaren gerçek İslam, İmam Hüseyin ile özdeşleşti. Bundan dolayı bu canlı ve emsalsiz kıyamı yaşatmak ve ayakta tutmak bütün hürriyet âşıkları ve Hüseyin dostu insanlar için bir vazife ve görevdir.

Peki, Muharrem ayında ve Aşura gününde ne yapmalıyız? Bu ayın İslam tarihindeki yeri önemi ve bütün Müslümanlar tarafından kabul gördüğü herkese malumdur. Muharrem Allah’ın Kuran’da savaşmayı haram kıldığı dört haram aydan bir tanesidir.

Muharrem ayı ve onda yapılması gerekenlerle ilgili birçok sözler söylendi ve birçok yorumlar yapıldı ve birçok farklı davranışlar sergilenmekte. Bir taraftan bazı hadisler sunularak bu ayda birçok Peygamber karşılaştığı zorluklardan kurtulduğu için kutlama yapılması ve Aşura gününde güzel temiz ve şık elbiseler giyerek bayram havasına girilmesinin ve Hz. Nuh’tan kalan aşure tatlısının yapılıp dağıtılmasının gerekliliği savunuldu ve savunulmaktadır. Böylece bu ayın kutsiyeti İslam’ın öncesine taşınmıştır.

Diğer taraftan da Muharrem ayında Peygamberimizin sevgili torunu Hz. Hüseyin efendimiz ve yetmiş iki Kerbela şehidi bu ayın onuncu günü olan Aşura gününde şehit edildiklerinden dolayı yas orucu tutulması geleneğine devam edildi ve edilmektedir. Aynaya bakılmaz, tıraş olunmaz, soğan doğranmaz ve Kerbela şehitleri aşkına aşure çorbası yapılır vs. Böylece bu ayın kutsiyeti geleneklere bağlı olarak İslam’la kısıtlanmıştır.

Acaba ne yapmak gerek, yapılanlar doğru mu veya yeterli mi veya yapılmamalı mı?

Bu ve benzeri soruların cevabını vermek için yapılan ve söylenenleri iyi bir şekilde tetkik etmek gerekiyor.

Yukarda belirtilen birinci kısım söylem ve eylemlerde Muharrem ayı ve onun kutsiyeti İslam öncesine taşınmıştı. Önce bu görüşü incelemekte fayda var.

Her şeyden önce şunu söylemek gerekir ki Muharrem ayı Kuran’ın buyurduğu üzere Allah’ın yerleri ve gökleri yarattığında hesap ve zamanın bilinmesi için karar kıldığı on iki aydan bir tanesidir. Bundan dolayı insanlık tarihi boyunca diğer aylarda olduğu gibi bu ayda da bazı önemli olayların vuku bulması doğal ve muhtemeldir.

Yine Allah’ın mebus ettiği seçkin Peygamberlerin bütün hepsinin iftihar dolu yaşantıları da Müslümanlar için örnektir. Nitekim bunu bizlere hem Kuran ve hem de Peygamber efendimizden gelen hadisler bildirmektedir.

Yine doğal olarak (bazı kesin olmayan hadislerde de geldiği gibi) bu ayda bazı seçkin Peygamberlerin karşılaştıkları olaylardan kurtulmaları ve Allah’ın yardımı ve rahmetinin onları kuşatması da söz konusudur.

Ancak burada doğal olmayan şey şudur: Acaba bazı seçkin Peygamberlerin bu ayda karşılaştıkları zorluklardan kurtulduklarından dolayı kutlama yapıp bayram mı etmeliyiz, yoksa yine bu ayda vuku bulan insanlık ve İslam tarihinin en vahşi ve zalimane cinayetinin işlendiğinden dolayı üzülmeli ve Kerbelaların tekrar yaşanmaması ve Yezit gibilerin ortaya çıkmaması için İslam’ı ve Kuran’ı ve yaşayışımızı yeniden gözden mi geçirmeliyiz.

Peygamber efendimiz bizlere iki ağır emanet bıraktı. Birisi Kur’an ve diğeri de Ehlibeytidir. Eğer bizler bu iki ağır ve değerli emanete sarılır ve sahip çıkarsak efendimizin buyurduğu üzere kıyamet günü Kevser havuzunun başında o sevgiliyi mülakat edinceye kadar dalalet ve sapıklığa düşmeyeceğiz. Kerbela’da Aşura günü iki ağır emanetten bir tanesi hunharca doğrandı ve katledildi. Peygamber sülalesi esir alınıp köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir dolaştırıldı, çadırları yağmalandı, mallarına kâfirlerle yapılan savaşlarda olduğu gibi ganimet olarak el konuldu ve İslam’ın nurlu çehresine temizlenmez kara bir leke kazındı.

Şimdi böyle bir durumda bizler geçmiş ümmetlerdeki bazı değerli ve seçkin Peygamberlerin kurtulmaları dolayısıyla kutlama yapıp bayram mı etmeliyiz.  Yoksa Peygamberin Ehlibeytine sahip çıkamadığımız için gözyaşı mı dökmeliyiz.

Kıyamet günü bütün insanlar hatta hadisi şerifte buyrulduğu gibi bütün Peygamberler nefsim nefsim derken efendimiz ümmetim ümmetim diyecek ve bizlere şefaat edecek. Peki, biz o sevgiliye ne diyeceğiz:  Ey Allah’ın Habibi! Muharrem ayında Aşura gününde torunun boğazı kesildiğinde, torunların esir alındığında….. bizler bayram yaptık…., şefaat senden!!!

Efendimiz aleyhi’s-selatu ve’s-selam o gün hayatta olsaydı ve faraza kutlama yapmayla ilgili hadisler mübarek dudaklarından dökülmüş olsaydı bile acaba cennet gençlerinin efendisi, hidayet feneri ve kurtuluş gemisi torunu ciğerparesi Hz. Hüseyin efendimizin şehadetine rast gelen bu ayda ve bu günde ne yapardı acaba? Kutlama mı yapardı, yoksa hüzne mi boğulurdu? Sahi bizler dini ve milli bayramlar olduğunda çok sevdiğimiz bir kimseyi kaybettiğimiz zaman ne yapıyoruz? Bayram olduğu için kutlamalara devam mı ediyoruz yoksa…..?

Yine Ehlibeyti sevmenin gerekliliğini bütün Müslümanlar kabul ediyor ve Kuran onları sevmenin zorunluluğunu Şura suresinde bizlere bildiriyor. Şimdi şöyle bir soru akla geliyor;  birisini sevmek nasıl olur? Acaba sadece bize faydası dokunduğu kısımlarda ve iyi günlerde mi sevgimizi göstermeliyiz yoksa her zaman mı sevgi gösterisinde bulunmalıyız? Sevginin göstergesi de konuma göre değişir. Mutlu günlerde sevinçler paylaşılarak ve hüzünlü günlerde de gözyaşlarına ortak olunarak. Peki Muharrem ayı ve Aşura günü Ehlibeyt için nasıl bir ay ve gündü!? Ehlibeyt sevdalısı bizler nasıl ve hangi durumda olacağız?

Muharrem ayı ve Aşura günü hakkındaki ikinci kısım davranış ve söylemleri incelerken de bazı hatırlatmalar yapılacaktır:

Her şeyden önce şunu söylemek gerekir ki dini bütün hükümler Peygamber efendimizin Peygamberliği döneminde buyruldu ve helaller ve haramların çizgileri çizildi. İmam Caferi Sadık aleyhisselamın buyurduğu gibi; “Muhammed’in helali kıyamete kadar helaldir ve haramı da kıyamete kadar haramdır.” Bundan dolayı helalleri ve haramları Kur’an’ı Kerimin ayetleri ve peygamber efendimizin sünneti ve O hazretin değerli takipçileri ve Ehlibeytinin yaşayışına uygun olarak belirlemeliyiz.

Yine Kerbela olayı ve Aşura, İslam ve Müslümanların tamamını ilgilendiren bir konudur. Bundan dolayı bu evrensel olayı belli coğrafya ve kültüre sığdırmak doğru değildir.

İnsanın sevdiği, değer verdiği ve uğrunda canını feda etmeye hazır olduğu kişi veya kişilerin başlarına gelen bela ve musibetlerden etkilenmesi ve duygusal boyutun ağır basması doğaldır. Ancak duygusallık gösterilirken ve sevgi ifade edilirken dini kavram ve söylemler kullanılacak ve yapılacak ise o kavram ve söylemlerin içeriğine uygun olarak hareket edilmelidir. 

Yine eğer din önderleri için bir şey yapılacak ise bunun sağlam İslami ve Kuran’i dayanakları olmalıdır. Dinimiz İslam, insan hayatı için gerekli hiçbir konuyu aydınlatmadan bırakmamıştır. Bundan dolayı gelenek, görenek örf ve adetlere göre hareket etmek doğru değildir.

Buna binaen Kuran’a ve Peygamberimizin buyruklarına baktığımızda yas orucu diye bir kavram İslam literatüründe gözükmemektedir. Aksini iddia edenler ispatlamak zorundadırlar. Oruç sadece âlemlerin yaratıcısı olan Allah rızası için tutulur ve tutulan bütün oruçlar ister farz olsun ve ister sünnet ortak hükümlere tabidir. Bundan dolayı yemek yiyerek ve su içmeyerek tutulan yas orucu diye bir şeyin İslam fıkhında yeri yoktur.

Yine dinimiz İslam temizlik dinidir ve Peygamberimizin buyurduğu gibi temizlik imandandır. Bir insanın temizlenmek amacıyla yıkanması, aynaya bakması vs. için hiçbir zaman ve günde engel ve yasak yoktur.

Bazen de birileri çıkıp Kerbelayı yaşamak ve onların çektikleri zulüm ve işkenceyi tatmak için eline kama ve kılıç alıp başını yarıp elini yüzünü kana bulayıp İslam’ın nurlu yüzünü radikal davranışlarla kötü gösteriyor ve İslam düşmanlarının eline koz veriyorlar. Oysa bu tür davranışlarda İslam’ın onaylamadığını türden davranışlardır. Hep ya aşırıya gidiliyor veya pasif kalınıyor. Oysa İslam her zaman orta yollu olmayı takipçilerine tavsiye ediyor.

 Peki, Muharrem ayında ve Aşura gününde ne yapmalıyız?

Her şeyden önce Kerbela’yı ve bu kanlı kıyamın meydana gelmesine sebep olan nedenleri araştırmalıyız. Geçmişimizle yeniden yüzleşerek yanlışlardan kurtulup doğru, güzel ve hak olan yönlerini alıp onun etrafında sevgi dostluk ve birlik bağları kurmalıyız.  Hurafe ve bidatlerden arınmalıyız. Menkıbe, rüya, uçma ve kaçmalara dayalı düşüncelerden İslam’ın nurlu ve hak çehresini temizlemeliyiz.

Tabi, duygu ve hislere önem veren İslam dininde kutlamalara verdiğimiz önem kadar bizleri hüzün ve yasa boğan olaylara da içeriğine uygun olarak önem vermeliyiz. Peygamberimizin dünyadan gittiği ve bizlerin âlemlere rahmet olan Peygamber efendimiz ve vahiyden mahrum kaldığımız günü neden yas ilan etmeyelim? Bedir, Uhut ve Hendek savaşlarında şehadet şerbeti içerek İslam’ın bizlere ulaşmasında büyük emek sahibi olan şehitleri neden şehadet yıldönümlerinde anmayalım? Peygamberimizin torunu şehitlerin efendisi İmam Hüseyin ve şanlı Kerbela kıyamında şehit olan Allah erlerinin şehit oldukları gün olan Aşura gününde neden ve niçin onlar için yas tutmayalım….

Peygamber efendimiz Muharrem ayında Aşura gününde torunu, ciğerparesi İmam Hüseyin’in öldürüleceğini öğrenen ve ağıt yakıp, yas tutan ilk kişidir.

Hadislerde nakledildiği üzere bütün peygamberler çeşitli münasebetlerle Kerbela olayını ve ahir zaman Peygamberinin torununun zalim bir topluluk tarafından hunharca katledileceğini öğrenmişler ve onun için gözyaşı dökmüşlerdir.

 Bütün imamlarımızda İmam Hüseyin ve Kerbela olayı için yas tutmuşlar ve çeşitli münasebetlerde bu olayı hüzün ve gözyaşıyla yaşatmışlardır. Hüseyin sevdası müminlerin kalbinde yanan sönmez bir meşaledir ki kıyamete kadar bu kalplere ışık tutmaya devam edecektir.

Oniki İmamların sekizincisi olan İmam Rıza konuyla ilgili şöyle buyurmuşlardır: ‘‘Cahiliye döneminde bile Muharrem ayında savaşmak haram bilinirdi. Ama bu ayda bizim kanımız yere döküldü, bu ayda bizim hürmetimiz ayaklar altına alındı, bu ayda kadınlarımız ve çocuklarımız esir alındı, çadırlarımız ateşe verildi ve içindekiler yağmalandı. Allah Resulü için bizim hakkımızda hiçbir hürmet bırakılmadı (onun bize olan yakınlığı bile bunlara yapmalarına engel olmadı). Gözlerimiz şişirildi (dövüldük). Gözyaşlarımız akıtıldı. Ve Kerbela’da üstün ve aziz olanımız zelil oldu ve kıyamete kerb/hüzün ve bela miras bıraktı. Öyleyse gözler Hüseyin gibi (yiğitlere) ağlasın. Çünkü Hüseyin için gözyaşı dökmek büyük günahları yok eder.”

Yine İmam Rıza buyurmuştur: “Muharrem ayı girdiği zaman babam Musa Kazım’ın güldüğü hiç görülmezdi. On gün geçinceye kadar hep hüzünlü olurdu. Onuncu gün (Aşura) olduğunda ise o gün onun musibet, hüzün ve ağlama günü olurdu ve (ağladığı halde) şöyle buyururdu: “Bu gün öyle bir gündür ki Hüseyin öldürüldü!”

Aynı şekilde İmam Rıza şöyle buyurmuştur: ‘‘Kim Aşura günü (dünyevi) ihtiyaçlarının peşinden gitmeyi bırakırsa onun dünya ve ahretteki ihtiyaçları giderilir. Aşura günü kimin musibet, hüzün ve ağlama günü olursa Allah Azze ve Celle kıyamet gününü onun mutluluk ve rahatlık günü kılar ve bizimle birlikte cennete girerek gözü aydın olur. Ama kim Aşura gününü bereket ve evine bir rızk toplama günü olarak kabul ederse, onun o topladığı şeyin bereketi olmaz ve kıyamet günü Yezit, Ubeydullah b. Ziyad ve Ömer b. Saad ile birlikte hesaba çekilir ki Allah onlara lanet etsin ve onların cennetin en derin (en azaplı) yerine atsın!”

İmam Hüseyin de şöyle buyurmuştur: ‘‘Ben gözyaşının şehidiyim. Beni anıp da gözünden yaş akmayan hiçbir mümin yoktur!”

Selam olsun Hüseyin’e, Selam olsun Kerbela’ya, Selam olsun Aşura’ya, selam olsun Hürriyete, selam olsun izzete!



YORUM YAZ
  Yorum
  Güvenlik Kodu

  Menü Panelinden Üye Girişi Yaptıktan Sonra Yorum Ekleyebilirsiniz!!!

  •    ali ekber | 16.11.2012 12:07:41
  • s.a Sayın Hocam Teşekkürler. Devamını bekleriz..
Günün Ayeti
Cehalet eskiden beri varola gelmiş, temeli güçlenmiştir.

Bunun böyle oluşu, halkın Allah'ın dinini oyuncak

yapmalarından dolayıdır.

Hatta ilimleriyle Allah’a daha yakın olduklarını sananlar bile

O’ndan başkasını arıyorlar.

İşte onlar zalimlerin ta kendileridir.

İmam Cafer Sadık a.s

 

 

 

 

Anket
Sizce hükümet Alevi açılımdan neyi hedefliyor?
  • Uzun vadede Alevileri Sünnileştirmeyi hedefliyor.
  • Alevilerin şimdiye kadar verilmeyen haklarını vermeyi hedefliyor.
  • Bilmiyorum!
Köşe Yazıları
Muhammed Ali Arapoğlu
Kanlı Kerbela Olayı

Özgür ARAPOĞLU
Matemdeyiz Yastayız, Kerbela Şehitlerine Ağlıyoruz

Pınar Deveci
GÖZÜNÜ HARAMDAN KORU

Teoman ŞAHİN
Aleviler Silahlanmak Zorunda…..mı?

Zeynel Yıldırım
GEL MAZLUMLARIN SIĞINAĞI!…

Sadık GÖKGÖZ
Adalet ve Bağış

İlhan Bora Serin
Ey Alevi Genci III

Zeynep Sağlam
Küfelilerin İhaneti

Sefer AKKUŞ
Hz. Muhammed ve Hz. Cafer Sadık'ın Kutlu Doğumu

Kamil ÖZDOKUYUCU
Müslüman Toplumlar Niçin Gelişemez (Gelişemiyor) -1