Fotoğraf Galerisi
Alıntı Yazılar
Fehim TAŞTEKİN
Kobani'den bir mektup!

Ceyda KARAN
Kara Komedi...

Hüsnü Mahalli
Merkez üssü Ankara

Ahmet Hakan
Ahmet Hakan Davutoğlu'ndaki o kapasiteyi yazdı

Alptekin Dursunoğlu
Irak’ın bölünmesi: ABD projesine Türk müteahhitliği

Soner Yalçın
Erdoğan’ın hastalığı

Banu Avar
Survivor

Kenan Çamurcu
Cenevre 2 Değerlendirmesi

    Yezit Hükümeti ve İmam Hüseyin'in Kıyamı

Tarih : 15.11.2012 21:14:58 | Yorum Sayısı : 0

Yezit Hükümeti ve İmam Hüseyin'in Kıyamı

Kıyamın Başlaması

Daha önce, İmam Hüseyin'in (a.s), Muaviye b. Ebu Süfyan'ın yönetimine şiddetle muhalefet etmesine rağmen, kardeşi İmam Hasan'ın (a.s) Muaviye ile imzaladığı anlaşmaya bağlı kalarak Muaviye'nin hilâfetten indirilmesi amacına yönelik fiilî bir ayaklanmadan kaçındığını vurgulamıştık. Tarihçiler, İmam Hüseyin'in (a.s) bu ilkesel tavrını kaydetmiş ve şöyle demişlerdir:

Hasan (a.s) vefat edince, Irak Şiîlerinde hareketlenme başladı. Hüseyin'e (a.s), Muaviye'nin hilâfetten indirilmesi ve kendisine biat edilmesi hususunda mek-tuplar yazmaya başladılar. Fakat Hüseyin (a.s) onlara karşı çıktı. Kendisiyle Muaviye arasında bir ahit ve söz-leşme olduğunu belirterek anlaşmanın süresi dolmadan onu ihlâl etmenin kendisine caiz olmadığını vurguladı. Fakat Muaviye ölünce bu mesele üzerinde düşünmeye başladı.[1]

Bundan dolayı gerek Şiîler, gerekse yönetim mekanizması, Muaviye'nin ölümünün, İmam Hüseyin (a.s) açısından herhangi bir bağlayıcılığın kalmaması anlamına geldiğini bi-liyorlardı. Bu nedenle fasık Yezid'in teslim aldığı sapkın yö-netime karşı harekete geçeceği, ayaklanma başlatacağı muhakkaktı. Bu yüzden İmam Hüseyin (a.s), hâkim zümre için en büyük tehlike ve tehdit unsurunu temsil ediyordu.

Yezid'in Medine Valisine Yazdığı Mektup

Tarihçiler şöyle anlatıyor: Yezid, babasının ölümünden hemen sonra, babası tarafından Medine'ye vali olarak atanan Velid b. Utbe b. Ebu Süfyan'a, Hüseyin'den kendisi adına biat alması, gecikmesine izin vermemesi hususunda bir mektup gönderdi.[2]

Başka tarihî kaynaklarda ise, mektupta şunları yazdığı belirtilmektedir:

Mektubum eline geçer geçmez, Hüseyin b. Ali'yi ve Abdullah b. Zübeyr'i çağır ve onlardan biat al. E-ğer biat etmekten kaçınırlarsa, hemen boyunlarını vur ve kesik başlarını bana gönder. Halktan da biat al. Biat etmek istemeyenler hakkında hükmü uygulamaktan kaçınma.[3]

Velid, Mervan b. Hakem'e Danışıyor

Velid, nasıl bir tutum takınacağı hususunda şaşkınlık i-çindeydi. Çünkü sonuçları ne olursa olsun, İmam Hüseyin'in (a.s) Yezid'e biat etmeyeceğini biliyordu. Sonunda Ümey-ye ailesinin büyüğü konumundaki Mervan b. Hakem'e danışmaya karar verdi. Gelmesi için biriyle haber gönderdi. Mer-van, Velid'e şu yönde görüş belirtti:

Onları hemen şimdi çağır.[4] Yezid'e biat etmelerini ve itaati altına girmelerini iste. Eğer böyle yaparlarsa, bunu kabul edersin. Şayet kabul etmekten kaçınırlarsa, hemen yaklaştır onları ve Muaviye'nin öldüğünü ha-ber almalarına fırsat vermeden boyunlarını vur. Çünkü Muaviye'nin öldüğünü duyacak olurlarsa, her biri yerinden fırlayacak, muhalefet bayrağını açacak ve in-sanları kendilerine tâbi olmaya çağıracaklardır. Böyle bir durumda da, onlar tarafından karşı koyamayacağın bir tehlikenin sana yönelmesinden korkarım. Fakat Abdullah b. Ömer'den endişe etmiyorum. O, bu işte kimse ile çekişecek değildir. Şunu da biliyorum: Hüseyin b. Ali, Yezid'e biat hususunda senin emrine uymayacaktır. O, kendini Yezid'e itaat etme mecburiyetinde görmez. Allah'a yemin ederim, eğer senin yerinde olsaydım, Hüseyin'e bir tek söz etmeden, neye mal olursa olsun, hemen şuracıkta boynunu vururdum.[5]

Velid, dehşet içinde kaldı. Ümeyyeoğulları'nın en deneyimlisiydi. Mervan'a dedi ki: "Keşke Velid hiç doğmamış olsaydı, adından söz edilen biri olmasaydı!"[6]

Mervan onunla alay etmeye ve onu ayıplamaya başladı: "Sana dediklerimden dolayı korkma! Çünkü Ebu Turab'ın soyu, çok eski zamanlardan beri bizim düşmanımızdır."[7]

Velid, onu azarladı ve şöyle dedi: "Yazıklar olsun sana ey Mervan! Sözlerine dikkat et. Fatıma'nın oğlu hakkında güzel şeyler söyle. Çünkü o, nübüvvet ailesinin geride kalan yadigârıdır."[8]

Sonunda İmam'ı (a.s) çağırıp iktidarla ilgili tavrını öğrenmek için konuyu kendisine sunmak hususunda görüş bir-liğine vardılar.

İmam Hüseyin (a.s), Velid'in Meclisinde

Velid, geceleyin bir adam göndererek İmam Hüseyin'i yanına çağırdı. Velid'in elçisi geldiğinde İmam mescitteydi. Muaviye'nin öldüğü haberi henüz halk arasında duyulmamıştı.

İmam Hüseyin (a.s), Velid'in, bunu kendisine bildirmek ve Şam'dan gelen emirler doğrultusunda yeni halife adına kendisinden biat almak için çağırdığını düşündü. Bunun ü-zerine azatlı kölelerini, yardımcılarını, kardeşlerini ve amca çocuklarını çağırdı ve Vali'nin kendisini çağırdığını söyledi. Şunu da ekledi:

Kabul edemeyeceğim bir öneride bulunmayacağın-dan emin değilim.[9]

İmam (a.s), silahlarını kuşanmalarını emrettikten sonra azatlı kölelerine şöyle dedi:

Yanımda olun. Ben içeri girdiğim zaman siz de ka-pıda oturun. Sesimin yükseldiğini duyduğunuz zaman hemen içeri girin.[10]

İmam (a.s), Velid'in yanına girdi. Mervan'ın da orada ol-duğunu gördü. Mervan ile Velid arasında kopukluk vardı. İmam (a.s) dedi ki:

Birleşmek kopukluktan, uzlaşmak da bozgunculuk-tan iyidir. Birleşmenizin zamanı gelmiştir. Allah ikinizin arasını düzeltsin.[11]

Sonra Velid, Muaviye'nin öldüğünü İmam'a (a.s) söyledi. İmam (a.s) da: "İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn." dedi. Ardından Velid, Yezid'in mektubunu ve kendisi için ondan biat alınmasına ilişkin emirlerini okudu. İmam Hüseyin (a.s): "Bana öyle geliyor ki, halkın içinde Yezid'e biat etmedikçe gizlice biat etmemle yetinmeyeceksin." dedi.

Velid: "Evet." dedi. Bunun üzerine İmam Hüseyin (a.s): "O zaman yarın bu konudaki görüşünü açıklarsın." dedi. Ve-lid: "Allah'ın adıyla git. Yarın halkla beraber bize gelirsin." dedi. Mervan, Velid'e şöyle tepki gösterdi: "Allah'a yemin ederim, eğer Hüseyin biat etmeden şu anda buradan ayrılıp gitse, bir daha böyle bir fırsatı yakalayamazsın. Bunun için seninle onun arasındaki savaşta birçok kişinin ölmesi gerekecektir. Adamı tut burada, yanından ayrılmasın. Ya biat et-sin, ya da boynunu vur." Hüseyin (a.s) yerinden fırladı ve şöyle dedi:

Ey mavi gözlü kadının oğlu! Sen mi beni öldüreceksin, yoksa o mu?! Allah'a yemin ederim, yalan söy-lüyorsun ve günahkâr oldun.

Sonra dışarı çıktı ve adamlarıyla birlikte evine döndü.

Mervan, Velid'e şöyle dedi: "Beni dinlemedin. Hayır, Allah'a yemin ederim ki, ona karşı bir daha böyle bir fırsatı ele geçiremeyeceksin."

Velid şu karşılığı verdi:

"Yazıklar olsun ey Mervan! Sen, bana dinimi mahvedecek bir öneride bulundun. Allah'a yemin ederim, üzerine gü-neşin doğduğu ve battığı dünyanın bütün malı-mülkü benim olsa da Hüseyin'i öldürmüş olmayı istemem. Subhanal-lah! Biat etmiyorum, dediği için Hüseyin'i mi öldürmeliyim? Allah'a yemin ederim ki ben, Hüseyin'in kanıyla yargılanan bir kimsenin mizanının kıyamet günü Allah katında hafif ka-lacağını düşünüyorum."[12]

Bazı rivayetlerde İmam (a.s) ile Mervan arasındaki tartışmanın kızıştığı, hatta İmam'ın Mervan'a açık bir şekilde şöyle dediği belirtilmektedir:

Bizler nübüvvet Ehl-i Beyt'iyiz. Risalet madeniyiz. Meleklerin inip çıktığı evin halkıyız. İlâhî rahmetin indiği mahalliz. Yüce Allah dinini bizimle başlatmış, bizimle bitirmiştir. Yezid ise günahkâr, şarap içen, Allah'ın haram kıldığı cana kıyan ve günahkârlığını da pervasızca sergileyen biridir. Benim gibisi, onun gibisine biat etmez. Fakat biz de, siz de sabahı bekleyelim. Düşünelim, siz de düşünün. Bakalım, hangimiz hilâfete ve biate daha lâyıktır.[13]

İmam Hüseyin'in (a.s), Mervan'la Karşılaşması

Yezid'e biat etmeyeceğini bildirdiği o gecenin sabahında İmam Hüseyin (a.s), yolda Mervan b. Hakem'le karşılaştı. Mervan, fırsattan istifade ederek İmam'a (a.s): "Ben sana ö-ğüt veriyorum. Beni dinlersen, doğru ve isabetli olanı yapar-sın." dedi. İmam (a.s) şu karşılığı verdi: "Neymiş bu öğüdün ey Mervan!"

Mervan şöyle dedi: "Sana, Emirü'l-Müminin Yezid'e biat etmeni emrediyorum. Bu, hem dinin, hem de dünyan için daha iyidir." İmam (a.s) o etkileyici hitabetiyle ona şu karşılığı verdi:

Ümmet Yezid gibi bir çobana (öndere) müptelâ ol-duktan sonra İslâm'la vedalaşmak lazım... Dedem Re-sulullah'ın (s.a.a) şöyle dediğini duydum: 'Halifelik Ebu Süfyanoğulları'na, tutsak iken serbest bırakılanlara ve onların oğullarına haramdır. Muaviye'yi benim minberim üzerinde gördüğünüz zaman, hemen karnını deşin.' Allah'a yemin ederim ki, Medineliler onu dedemin minberi üzerinde oturmuş olarak gördüler; ama kendilerine emredileni yapmadılar.[14]

İmam Hüseyin, Ertesi Gece Harekete Geçiyor

Tarihçiler anlatıyor: İmam Hüseyin (a.s) o gece evinde kaldı. Hicret'in altmışıncı senesinin recep ayının bitimine üç gün kala cumayı cumartesiye bağlayan geceydi. Velid b. Ut-be, Yezid'e biat etmesi için İbn Zübeyr'e adam göndermekle ve onun bu isteği reddetmesiyle meşguldü. O gece İbn Zü-beyr, Medine'den çıkıp Mekke'ye doğru hareket etti. Sabah olunca Velid, peşine adamlar taktı. Ümeyyeoğulları'nın a-damlarından seksen atlı onu takibe başladı. Fakat onu bula-mayıp geri döndüler. Cumartesi gününün akşamına doğru Velid, adamlarını Hüseyin'e gönderip Yezid b. Muaviye a-dına kendisine biat etmek için gelmesini istedi. İmam Hüseyin (a.s) gelenlere şöyle dedi: "Sabahı bekleyin; siz de, biz de neler olacağını göreceğiz." O gece İmam'ı rahat bıraktılar, gel-mesi için ısrar etmediler.

O gece, yani recep ayının bitimine iki gün kala pazar gecesi, Mekke'ye doğru yola çıktı. Yanında oğulları, kardeşi-nin oğulları, kardeşleri, ailesinin büyük bir kısmı vardı. Sadece aralarında Muhammed b. Hanefiye (Allah'ın rahmeti üzerine olsun) yoktu. Muhammed b. Hanefiye, İmam'ın (a.s) Medine'den çıkmaya karar verdiğini, ama gideceği yeri henüz belirlemediğini görünce, şöyle demişti:

Ey kardeşim! Sen, insanlar içinde en çok sevdiğim ve en aziz bildiğim kişisin. Sana edeceğim nasihati insanlardan hiçbir kimseye etmem. Fakat sen buna herkesten daha lâyıksın. Elinden geldiğince Yezid b. Mu-aviye'ye biat etmekten ve şehirlerden uzak dur. Sonra elçilerini insanlara gönder, onları sana biat etmeye ça-ğır. Eğer sana ve senin adına biat ederlerse, bunun i-çin Allah'a hamt edersin. Eğer senden başka birinin etrafında toplanırlarsa, bununla Allah, senin dininde ve aklında bir eksiklik meydana getirmez ve bununla senin kişiliğin ve erdemin zail olmaz. Ancak korkarım ki, herhangi bir şehre girersin de, insanlar arasında ihtilâf baş gösterir, bazısı seninle beraber, bazısı da sana karşı olur. Derken çatışma çıkar, o zaman sen ilk mızrağın hedefi olursun. O zaman şahsiyeti, babası ve anası bakımından bu ümmetin en hayırlısının kanı heder olur ve ailesi de zelil kılınır.

Hüseyin (a.s) ona şöyle dedi:

O hâlde nereye gideyim ey kardeşim?

Dedi ki:

Mekke'ye git. Eğer orada kalabiliyorsan, çıkar yol budur. Şayet orada da seni rahat bırakmazlarsa, o zaman kumlara ve dağ zirvelerine çekilirsin, şehir şehir dolaşırsın, insanların tavrı ne şekilde belirginleşecek bakarsın. Çünkü sen bir meseleyle karşılaştığında, en isabetli kararı verecek bir kimsesin.

İmam (a.s) şöyle dedi:

Ey kardeşim! Gerçekten nasihat ettin ve bana karşı şefkatini gösterdin. Senin görüşünün doğru ve başarılı olmasını dilerim.[15]

Hüseyin (a.s) Mekke'ye doğru yola çıktı. Bir yandan da şu ayeti okuyordu:

Korka korka, etrafı gözetleyerek oradan çıktı. "Rabbim! Beni zalimler güruhundan kurtar." dedi.[16]

İmam Hüseyin'in (a.s) Vasiyetleri

İmam Hüseyin (a.s) Medine'den çıkmadan önce birkaç vasiyet yazdı. Kardeşine yazdığı vasiyetin metni şöyledir:

Bu, Hüseyin b. Ali'nin kardeşi Muhammed b. Ha-nefiye'ye vasiyetidir. Hüseyin, Allah'tan başka ilâh ol-madığına, O'nun tek ve ortaksız olduğuna, Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna, O'nun katından hak esaslı dini getirdiğine, cennetin ve cehennemin hak olduğuna, kıyametin kopmasında kuşku olmadığına ve Allah'ın kabirlerde olanları dirilteceğine şahitlik eder. Hiç kuşkusuz, ben taşkınlık yapmak, az-gınlaşmak, yeryüzünde bozgun çıkarmak veya zulmetmek için çıkmıyorum. Bilakis, dedemin ümmetini ıslah etmek için çıkıyorum. Marufu emretmek ve mün-kerden sakındırmak, dedemin ve babam Ali b. Ebu Talib'in gittiği yoldan gidip onların hareket tarzını e-gemen kılmak istiyorum. Kim hakkı kabul etmek suretiyle benim çağrımı kabul ederse, hakkın velisi Allah'tır. Kim de benim bu çağrıma karşı çıkarsa, Allah benimle bu kavim arasında hükmünü verinceye kadar sabrederim. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.[17]

Bir vasiyeti de, müminlerin annesi Ümmü Seleme'ye yö-neliktir. Kendisinden sonraki imamla ilgili olarak Ümmü Se-leme'ye vasiyette bulunmuştu.

Rivayet edilir ki, İmam (a.s) Medine'den çıkmaya karar verdiği zaman Ümmü Seleme (Allah ondan razı olsun) yanına gelmiş ve şöyle demişti: "Oğulcuğum! Irak'a giderek beni üzme. Çünkü dedenin şöyle dediğini duydum: Oğlum Hüseyin Irak'ta Kerbela denilen yerde öldürülecektir."

İmam (a.s) ona şu karşılığı verdi:

Anneciğim! Allah'a yemin ederim ki, ben bunu biliyorum. Ben kaçınılmaz olarak öldürüleceğim. Bu, ke-sinlikle başıma gelecektir. Allah'a yemin ederim ki, öldürüleceğim günü, beni kimin öldüreceğini, defnedileceğim yeri biliyorum. Benim ailemden kimlerin öldürüleceğini, akrabalarımdan ve taraftarlarımdan kimlerin katledileceğini de biliyorum. Anneciğim! Dilersen defnedileceğim çukuru ve öldürülerek düşürüleceğim yeri sana gösterebilirim.

Sonra İmam (a.s) Kerbela tarafına işaret etti. Yer alçaltıldı ve İmam (a.s), düşeceği yeri, defnedileceği yeri, askerlerinin karargâhını, duracağı yeri ve şehit olacağı yeri Ümmü Seleme'ye gösterdi. Bu sırada Ümmü Seleme şiddetle ağlamaya başladı ve İmam'ın (a.s) işini Allah'a havale etti.

İmam, Ümmü Seleme'ye dedi ki:

Anneciğim! Yüce Allah benim öldürülmüş, kurban edilmiş, haksız yere ve düşmanca katledilmiş olmamı dilemiştir. Ailemin, kafilemde yer alanların ve kadınlarımın dört bir yana dağıtılmasını, küçücük çocuklarımın mazlum olarak kılıçtan geçirilmelerini, tutsak e-dilip zincire vurulmalarını, yardım istedikleri hâlde yardımcı bulamamalarını dilemiştir.

Bir rivayete göre Ümmü Seleme şöyle dedi: "Yanımda dedenin bir cam kutu içinde bana verdiği toprak vardır." İmam (a.s) şöyle dedi:

Allah'a yemin ederim ki, ben bu şekilde öldürüleceğim. Irak'a gitmesem de beni öldürecekler.

Sonra biraz toprak alıp cam bir kutuya koydu ve Ümmü Seleme'ye verdi. Dedi ki:

Bunu da dedemin sana verdiği cam kutunun yanı-na koy. Topraktan kan coşmaya başladığı zaman, bil ki beni öldürmüşler.[18]

Şeyh Tusî, Hüseyin b. Said'den; o, Hammad b. İsa'dan; o, Rib'î b. Abdullah'tan; o, Fudayl b. Yesar'dan, İmam Bâkır'ın (a.s) şöyle dediğini rivayet etmiştir:

İmam Hüseyin (a.s), Irak'a gitmek üzere yola çıkınca, vasiyetnamesini, kitaplarını ve başka şeylerini Peygamber'in (s.a.a) eşi Ümmü Seleme'ye verdi ve o-na dedi ki: "Çocuklarımın en büyüğü senin yanına geldiği zaman, sana verdiğim şeyleri ona verirsin." Hüseyin (a.s) öldürülünce, Ali b. Hüseyin (a.s) Ümmü Se-leme'ye geldi. Ümmü Seleme, Hüseyin'in (a.s) kendisine verdiği her şeyi ona verdi.[19]

Ali b. Yunus el-Amilî "es-Sıratu'l-Müstakim" adlı kitapta Ali b. Hüseyin'in (a.s) imamlığına ilişkin açıklamalar kapsamında şöyle rivayet eder:

Hüseyin (a.s) vasiyetini yazdı ve onu Ümmü Sele-me'ye verdi. Bu vasiyetin Ümmü Seleme'den istenmesini, bu vasiyeti isteyen kimsenin imamlığının alâ-meti olarak nitelendirdi. Nihayet bu vasiyeti, İmam Zeynülabidin (a.s) istedi.[20]

İmam Hüseyin'in Mekke'ye Gitmesi

Tarihçiler anlatıyor: İmam Hüseyin (a.s), Mekke'ye hareket edince, en büyük ve en bilinen yolu takip etti. Ailesinden bazıları dediler ki: "İbn Zübeyr'in yaptığı gibi, büyük yoldan çıkıp başka bir yol takip etsen de peşine düşenler seni yakalamasalar, daha iyi olmaz mı?" İmam (a.s) dedi ki:

Hayır, Allah'a yemin ederim ki, bu yoldan ayrılmayacağım. Allah'ın hükmü neyse gerçekleşsin.[21]

İmam Hüseyin (a.s), şaban ayının üçüncü günü perşem-beyi cumaya bağlayan gece Mekke'ye girdi. O sırada şu ayeti okuyordu:

Medyen'e doğru yöneldiğinde: "Umarım Rabbim beni doğru yola iletir." dedi.[22]

Sonra İmam (a.s) Mekke'ye yerleşti. Mekkeliler, umre i-çin dışarıdan gelenler ve İslâm memleketinin dört bir yanından gelen gruplar akın akın onu ziyaret etmeye başladılar. İbn Zübeyr de oradaydı ve Kâbe'nin yanından ayrılmıyordu. Sürekli namaz kılıyor, tavaf ediyordu. İmam Hüseyin'in (a.s) yanına gelenler arasında o da vardı. Bazen birbirini izleyen iki günde, bazen de iki günde bir İmam'a gelirdi.

Bütün insanlar içinde en çok Hüseyin (a.s) ona ağır ve dayanılmaz geliyordu. Çünkü İbn Zübeyir, Hüseyin (a.s) burada oldukça Hicazlıların kendisine biat etmeyeceklerini, insanların Hüseyin'i (a.s) daha çok dinlediklerini, onun daha üstün tutulduğunu biliyordu.[23]



[1]- el-İrşad, 2/32

[2]- age.

[3]- Tarihu'l-Yakubî, 2/215

[4]- Onlar derken, İmam Hüseyin (a.s), Abdullah b. Zübeyr ve Abdullah b. Ömer'i kastediyor. Çünkü bazı kaynaklarda Yezid'in mektubunda bu üçünden söz ettiği belirtiliyor. bk. Tarihu't-Taberî, 6/84

[5]- Hayatu'l-İmami'l-Hüseyn, 2/25

[6]- age. 2/251

[7]- Hayatu'l-İmami'l-Hüseyn, 2/251

[8]- age.

[9]- İ'lamu'l-Vera, 1/434; Ravdatu'l-Vaizin, s.171; Maktel-u Ebî Mih-nef, s.27; Tezkiretu'l-Havas, s.213

[10]- el-İrşad, 2/33

[11]- Hayatu'l-İmam Hüseyn, 2/254

[12]- el-İrşad, 2/33–34

[13]- Maktelu'l-Hüseyn, el-Mukarrem, s.144; İ'lamu'l-Vera, 1/435

[14]- el-Futuh, İbn A'sem, 5/17; Maktelu'l-Hüseyn, Harezmî, 1/184

[15]- el-İrşad, 2/35

[16]- Kasas, 21

[17]- Maktelu'l-Hüseyn, el-Mukarrem, s.156

[18]- Biharu'l-Envar, 44/331; el-Avalim, 17/180; Yenabiu'l-Mevedde, s.405

[19]- el-Gaybe, et-Tusî, s.118, Hadis: 148; İsbatu'l-Hudat, 5/214

[20]- İsbatu'l-Hudat, 5/216, Hadis: 8

[21]- el-Futuh, 5/24; Yenabiu'l-Mevedde, s.402; el-İrşad, Mufid, 2/35

[22]- Kasas, 22

[23]- el-İrşad, 2/36; Bihar'ul-Envar, 44/332

 



YORUM YAZ
  Yorum
  Güvenlik Kodu

  Menü Panelinden Üye Girişi Yaptıktan Sonra Yorum Ekleyebilirsiniz!!!