Fotoğraf Galerisi
Alıntı Yazılar
Hüsnü Mahalli
Kobanigrad!

Ceyda KARAN
‘Başkanın Adamları’...

Fehim TAŞTEKİN
Kırık milletler

Ahmet Hakan
Ahmet Hakan Davutoğlu'ndaki o kapasiteyi yazdı

Alptekin Dursunoğlu
Irak’ın bölünmesi: ABD projesine Türk müteahhitliği

Soner Yalçın
Erdoğan’ın hastalığı

Banu Avar
Survivor

Kenan Çamurcu
Cenevre 2 Değerlendirmesi

    Necef Yolculuğum

Tarih : 05.02.2013 16:44:26 | Yorum Sayısı : 0

Necef Yolculuğum

Arkadaşım bir gece bana:

– Allah isterse yarın Necef'e gideceğiz, dedi.

– Necef neredir? diye sordum.

– Necef, ilmî merkezlerin ve Hz. Ali'nin (a.s) kabrinin bulunduğu yerdir, dedi.

Şaşırarak:

– Hz. Ali'nin nasıl belli bir kabri olabilir, bizim hocalarımız Hz. Ali'nin belli bir kabri yoktur diyorlar, dedim…

O sabah bir otobüsle yola çıkıp Kûfe'ye gittik ve orada otobüsten inip büyük İslâmî eserlerden olan Kûfe Camii'ni ziyaret ettik. Arkadaşım tarihî yerleri bana gösterdi ve beni Müslim İbn Akîl ve Hânî İbn Urve'nin kabirlerinin yanına götürüp onların nasıl şehadete erdiklerini kısaca bana anlattı.

Ve beni Hz. Ali'nin şehit olduğu mihraba götürdü, daha sonra Hz. Ali ve iki çocuğu Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in yaşadıkları eve götürdü.

O evin içerisinde bir su kuyusu vardı. Halk o kuyunun suyundan içip abdest alıyordu.

O sırada çok güzel manevî hâller yaşadık. Dördüncü halife Hz. Ali'nin takvasını ve sade yaşantısını görmek, bize dünyayı unutturmuştu.

Kûfe halkının hürmeti ve alçak gönüllülüğü benim çok dikkatimi çekmişti. Caddelerde dolaşırken, uğradığımız her topluluk ayağa kalkıp bize selâm veriyordu, galiba arkadaşım onların çoğunu tanıyordu.

Bu arada Kûfe Enstitüsü'nün müdürüyle tanıştık, o bizi evine götürdü ve çocuklarıyla tanıştırdı. O geceyi çok iyi geçirdik sanki kendi arkadaşlarımla ve ailemle birlikteydim.

Onlar Ehlisünnet'ten bahsettiklerinde: "Bizim Ehlisünnet kardeşlerimiz." diyorlardı, söz ve davranışlarından hep samimiyet yağıyordu. Ben dürüstlüklerini denemek için çeşitli konularda onlara birçok soru sordum.

Sabahleyin oradan tahminen on kilometre uzaklıkta bulunan Necef şehrine gittik. Oraya vardığımızda Kâzi-meyn'i hatırladım. Çünkü burada da uzaktan altın kaplı mi-nareler gözüküyordu. Şiîlerin adetleri üzere içeri girmeden izin duasını okuduk. Sonra içeri girdik. Burada ben Kâzi-meyn'dekinden daha fazla şaşırdım. Ben kendi usulümüz üzere Fatiha okumaya başladım. Ama içimde bu kabrin gerçekten Hz. Ali'nin olduğunda şüphe ediyorum.

Oysa Kûfe'de gördüğüm sâde evin Hz. Ali'nin evinin olduğuna inanmıştım. Kendi kendime diyordum ki: Hz. Ali hiçbir zaman bu altın ve gümüşle süslenmiş yere razı olmaz. Oysa ki dünyanın birçok yerinde insanlar açlıktan ölüyor. Buraya geldiğimizde bile yolumuzun üstünde birkaç fakirin dilendiğini görmüştüm.

Benim hâlim şunu anlatıyordu: Ey Şiîler! Hatalısınız, en azından bir hatanızı itiraf etmelisiniz. Bizzat Hz. Re-sulullah tarafından kabirleri yıkıp yerle bir etmek için görevlendirilmiş olan Hz. Ali'nin altın ve gümüşle süslenmiş kabirle ne alakası olabilir? Bunlar şirk olmasa bile en azından İslâm'ın bağışlamayacağı bir hatadır.

Arkadaşım bir parça kuru çamuru bana uzatarak namaz kılmıyor musun diye sordu. Hiddetli bir şekilde:

– Biz kabirlerin etrafında namaz kılmayız dedim.

– O hâlde birkaç dakika bekle ben iki rekât namaz kılayım, dedi.

Ben onu beklerken, kabrin çerçevesine asılı bir tabloyu okudum ve kabrin üzerinde bulunan sandığın altın parmaklıklarının arasından içersini seyrettim.

Dirhemden, Riyal'den, Lira'ya kadar çeşit çeşit paralar sandığın içinde çok miktarda mevcuttu. Bu paraları ziyaretçiler, türbedeki hayır işlerinde kullanılması için atıyorlardı. Para o kadar çoktu ki, ben kaç aydan beri toplanmı-yordur diye düşündüm; ama arkadaşım bana haremin hizmetçilerinin her akşam yatsı namazından sonra buradaki parayı topladığını söyledi.

Türbeden hayretler içerisinde dışarı çıktım; ama keşke bu paralardan bir miktarını da bana, yahut dünyada bulunan bazı muhtaçlara verseydiler diye düşünüyordum.

Ne tarafa baksam türbeyi çevreleyen büyük bahçenin çeşitli yerlerinde halkın namaz kıldığını görüyor, diğer bazılarının da ağlama seslerini duyuyordum. Bazı grupların da ağlayarak başlarına ve göğüslerine vurduklarını gördüm.

Bunların niçin böyle ağlayıp ve kendilerini vurduklarını arkadaşımdan sormak istedim; ama halkın bir cenazeyi getirdikleri ve birkaç kişinin de ölüyü oraya defnetmek için kabir hazırlamaya çalıştıklarını görünce, onların kendi yakınlarından olan bu cenazeye ağladıklarını anladım.



YORUM YAZ
  Yorum
  Güvenlik Kodu

  Menü Panelinden Üye Girişi Yaptıktan Sonra Yorum Ekleyebilirsiniz!!!