Fotoğraf Galerisi
Alıntı Yazılar
Hüsnü Mahalli
Tövbe deyin!

Ceyda KARAN
‘Başkanın Adamları’...

Fehim TAŞTEKİN
Kırık milletler

Ahmet Hakan
Ahmet Hakan Davutoğlu'ndaki o kapasiteyi yazdı

Alptekin Dursunoğlu
Irak’ın bölünmesi: ABD projesine Türk müteahhitliği

Soner Yalçın
Erdoğan’ın hastalığı

Banu Avar
Survivor

Kenan Çamurcu
Cenevre 2 Değerlendirmesi

    İmam Hasan Nasıl Şehit Edildi?

Tarih : 10.09.2012 17:45:56 | Yorum Sayısı : 0

İmam Hasan Nasıl Şehit Edildi?

Muaviye, Mervan b. Hakem'i İmam Hasan'ın (a.s) eşlerinden biri olan Eş'as b. Kays el-Kindî'nin kızı Cu'de'yi kocasına zehir içirmeye ikna etmeye çağırdı. Zehir Rûvme (kuyusunun) suyu[1] ile sulandırılmış bala karıştırılan bir içecek şeklinde hazırlanmıştı. Kadına, bu görevini yerine getirdiği takdirde Muaviye'nin oğlu Yezid ile evlendirileceği vaat e-dilmişti. Ayrıca kendisine yüz bin dirhem altın para da verilmişti.

Bu görev için seçilen Cu'de'nin babası Eş'as b. Kays, önce Müslüman olup sonra utanç verici bir şekilde irtidat eden, sonra tekrar Müslüman olmak durumunda kalan tanın-mış bir münafıktı. Cu'de de böylesine kirli bir kimsenin kızı olması hasebiyle, böylesine utanç verici çirkin bir görevi ka-bul etmeye herkesten daha hazır ve yatkın bir karaktere sa-hipti.

İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:

Eş'as, Emirü'l-Müminin'in (Hz. Ali) kanına ortak oldu. Kızı Cu'de Hasan'ı zehirledi. Eş'as'ın oğlu Muhammed'in eli de Hüseyin'in kanına bulaştı.[2]

Böylece Muaviye'nin isteği fiilen gerçekleşti. İmam Hasan (a.s), Hicret'in ellinci veya kırk dokuzuncu yılında safer ayının sona ermesine iki gece kala perşembe günü şehit oldu. Muaviye ise, bu cinayeti ile İslâm ümmetinin bütünün kaderine yön vermiş oldu. İslâm ümmetini felâketlere, kendini ve oğullarını düşmanlıklara, savaşlara ve ayaklanmalara boğdu. Ayrıca barış antlaşmasını son satırına kadar çiğnemiş oldu.

Nitekim İmam Hasan (a.s) ölümün eşiğinde şöyle dedi:

Onun (zehirli) içeceği vücudumu kuşattı ve arzusuna kavuştu. Allah'a yemin ederim ki, verdiği hiçbir sözü tutmadı ve söylediği hiçbir sözü doğru söylemedi.[3]

Bu zehirli plânın uygulandığını bildirmek üzere Merva-n'ın yola çıkardığı haberci Muaviye'ye ulaşınca, İmam Hasa-n'ın (a.s) ölmesinden duyduğu sevinci açığa vurmaktan ken-dini alamadı. O sırada, Yeşil Saray'da idi. Yüksek sesle üst üste tekbir getirdi. Onunla birlikte sarayda bulunanlar da tekbir getirdiler. Muaviye'nin ve saraydakilerin sesini işiten mescitteki cemaat da saraydakilere uyarak tekbir getirdiler.

Tekbir sesleri üzerine Muaviye'nin eşi, Karaza b. Amr b. Nevfel b. Abdumenaf'ın kızı Fahite odasından çıktı ve şöyle dedi: "Allah seni sevinçli kılsın ey Emirü'l-Muminin! Ne ha-ber aldın ki bu kadar seviniyorsun?" Muaviye'nin: "Hasan b. Ali'nin ölüm haberini aldım." demesi üzerine, Fahite: "İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn (Biz Allah'ınız ve tekrar O'na dö-neceğiz)" dedi ve sonra ağlamaya başladı. Ardından da şöyle dedi: "Müslümanların önderi ve Resulullah'ın kızının oğ-lu öldü."[4]

Muaviye'nin İmam Hasan'ı (a.s) zehirleyerek öldürttüğüne dair belgeler, en belirgin bir olay olarak tarihin sayfalarını doldurmaktadır.[5]

İmam Hasan'ın Son Vasiyetleri

Cünade'ye Vasiyeti

Saygın sahabî Cünade b. Ebu Umeyye, ziyaret maksadı ile İmam Hasan'ın yanına gitti. İmam'a dönerek: "Ey Resu-lullah'ın oğlu, bana öğüt ver!" dedi. İmam Hasan (a.s), en şiddetli durumunda, en ağır acıyı ve sıkıntıyı çektiği anlarda Cünade'nin isteğine olumlu cevap vererek ona mücevher-den daha değerli ve pahalı olan şu altın sözleri armağan etti. Bu sözler, gerçekte onun imamet sıfatının sırlarını da açıklıyordu. Şöyle buyurdu:

Ey Cünade! Yolculuğuna hazırlan. Ecelin gelmeden azığını biriktir. Bilesin ki, sen dünyanın peşindey-ken ölüm senin peşindedir. Henüz gelmemiş olan gü-nünün derdini, içinde bulunduğun güne yükleme. Bilesin ki, yiyip içeceğin miktarın üzerinde kazandığın malı sadece başkaları için biriktirmektesin. Bilesin ki, dünyanın helâlinde hesaba çekilme, haramında cezalandırılma ve şüpheli şeylerinde azarlanma vardır.

Dünyayı bir leş gibi gör; ondan sadece kendine yetecek kadarını al. Eğer ondan aldığın helâl ise dünyadan el çekmiş, onun uzağında durmuş (ve kanaat yolunu tutmuş) olursun. Eğer aldığın şey haram ise, onda sorumluluk yükü olmaz. Çünkü ondan, (zaruret du-rumunda) leşten aldığın kadar gibi almışsın. Eğer cezası da olursa, bu ceza hafif olur.

Hep yaşayacaksın gibi dünyan için ve yarın öleceksin gibi ahiretin için çalış. Eğer aşiretsiz şan ve o-toritesiz heybet istersen, Allah'a asi olma zilletinden Allah'a itaat etme izzetine yüksel. Eğer insanlarla arkadaşlık yapmaya ihtiyaç duyarsan, dost edindiğinde sana süs olan, kendisinden bir şey aldığında seni koruyan, yardım istediğinde yardımına koşan, bir söz söy-lediğinde sözünü onaylayan, hamle ettiğinde hamleni güçlendiren, iyilik elini uzattığında iyilik elini sana u-zatan, bir ayıbını gördüğünde onu kapatan, bir iyiliği-ni gördüğünde onu dile getiren, kendisinden bir şey istediğinde veren, sustuğunda ilk konuşmaya başlayan, herhangi bir musibete, felâkete uğradığında yardımcı olan, kendisinden sana bir şer ve zarar ulaşmayan, sana karşı değişik hâller sergilemeyen, gerçekler önünde seni yüz üstü bırakmayan, bir malı bölüşürken anlaşmazlığa düştüğünüzde seni kendisine tercih eden kimse ile arkadaş ol![6]

Nihayet İmam'ın (a.s) ağrıları ağırlaşıyor, acısı şiddetleniyor ve o da ıstırabını açığa vuruyordu. Bu dakikalarda zi-yaretçilerinden biri İmam'a (a.s) yönelerek: "Ey Resulullah'ın oğlu, bu ıstırap niye? Senin deden Resulullah (s.a.a), baban İmam Ali, annen Fatıma değil mi ve sen cennet ehli gençlerin önderi değil misin?" diye sordu. İmam bu sözlere kısık bir sesle şöyle karşılık verdi:

İki şey için ağlıyorum. Çıktığım yolculuğun başlangıcının korkusu ve sevdiklerimden, dostlarımdan ayrılmakta oluşum.[7]

İmam Hüseyin'e Vasiyeti

İmam'ın (a.s) acısı artınca ve durumu ağırlaşınca, şehitler önderi kardeşini çağırarak ona vasiyetini yaptı ve kendisine isteklerini iletti. Bu vasiyetin metni şöyledir:

Bu sözler Ali oğlu Hasan'ın, kardeşi Hüseyin'e yap-tığı vasiyetidir. Şöyle diyor: Allah'tan başka ilâh olmadığına, O'nun tek ve ortaksız olduğuna şahadet e-diyor. O'na ibadetin hakkı ile kulluk ediyor. O'nun e-gemenlikte ortağı yoktur ve acizlikten ötürü bir velisi (yardımcısı) yoktur. O, her şeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. O, kulundan öndedir ve her türlü övgüye lâyıktır. O'na itaat eden doğruya erer. O'na asi olan azgınlığa düşer. Tövbe ederek O'na dönen, doğru yolu bulur.

Ey Hüseyin! Sana arkada bıraktığım ailem, çocuklarım ve senin ailen hakkında şunları vasiyet ederim: Onların hatalarını hoş gör, iyi davranışlarını kabul et, onlara karşı benim yerimi tut ve bir baba ol. Beni Resulullah'ın (s.a.a) yanında bir yere toprağa ver. Ben ona ve evine en yakın kimseyim. Eğer bu konuda sana izin vermezler ise, Allah aşkına, Allah'ın seni bana yakın kılma sebebi kıldığı akrabalığımız ve bizi Re-sulullah'a (s.a.a) bağlayan soy bağımız aşkına, Resu-lullah (s.a.a) ile buluşup onlardan davacı oluncaya ve insanların bize neler yaptığını ona haber verinceye ka-dar benimle ilgili bir mesele yüzünden bir damla bile kan dökülmesin.[8]

Muhammed b. Hanefiye'ye Vasiyyeti

İmam Hasan (a.s), Kamber'e kardeşi Muhammed b. Ha-nefiye'yi alıp getirmesini emretti. Kamber koşa koşa Muham-med'in yanına gitti. Muhammed, Kamber'i görünce korkuya kapılarak: "Hayırlı olmayan bir şey mi oldu?" diye sordu. Kamber kısık bir sesle: "Ebu Muhammed'e cevap ver." karşılığını verdi. Bu sözü işiten Muhammed kendinden geçti, deh-şete kapıldı. Evden çıkıp koşmaya başladı. Kendini o kadar kaybetmişti ki, pabuçlarını bile düzgün giyememişti. Kardeşinin yanına vardığında yüzü sapsarı idi, her yanı titriyordu. İmam Hasan (a.s) ona şöyle buyurdu:

Otur, ey Muhammed! Senin gibi biri, ölülerin dirilmesine ve dirilerin ölmesine sebep olan sözleri işit-mekten mahrum kalamaz. İlmin koruyucu kapları ve aydınlık saçan yıldızları olun. Gündüz ışığının bazısı diğer bazısından daha aydınlatıcıdır. Bilmiyor musun ki, yüce Allah İbrahim Peygamber'in oğullarını imam kıldı, onların bazılarını diğerlerine üstün kıldı ve Da-vud Peygamber'e Zebur'u verdi? Yüce Allah'ın Muhammed Peygamber'e (s.a.a) de ne gibi ayrıcalık bağışladığını biliyorsun. Ey Ali oğlu Muhammed! Ben senin kıskançlığa kapılacağından korkmuyorum. Çün-kü yüce Allah: "Kitap ehlinin çoğu gerçeğin ne olduğunu kesinlikle öğrendikten sonra sırf içlerindeki kıskançlıktan dolayı sizi iman ettikten sonra tekrar kâfirliğe döndürmek isterler."[9] şeklindeki buyruğu ile kıskançlığın kâfirlere mahsus bir sıfat olduğunu belirtmiştir. Yüce Allah, Şeytan'ın sana egemen olmasına fır-sat vermedi. Ey Ali oğlu Muhammed, babandan senin hakkında ne işittiğimi haber vereyim mi?

Muhammed b. Hanefiye'nin "Evet, ver." demesi üzerine İmam Hasan (a.s) sözlerine şöyle devam etti:

Babanın Basra Savaşı sırasında şöyle dediğini işittim: "Kim dünyada ve ahirette bana iyilik etmek isterse, Muhammed'e iyilik etsin." Ey Ali oğlu Muhammed! Babanın sulbünde meni olduğun dönemden sana bilgi vermemi isteseydin, o dönem hakkında sana haber verirdim.

Ey Ali oğlu Muhammed! Benim canımın alınmasından, ruhumun cesedimden ayrılmasından sonra Ali oğlu Hüseyin'in benden sonra imam olduğunu, Allah'ın katında takdir edilen Peygamber'in (s.a.a) vârisliğini, anasının ve babasının mirası olarak aldığını biliyor musun? Yüce Allah sizin en hayırlı kulları olduğunuzu bilerek aranızdan Muhammed Peygambe-r'i seçti. Muhammed Peygamber, Ali'yi ve Ali de beni imam olarak seçmişti. Ben de Hüseyin'i seçtim.

Bu sözleri işiten Muhammed Hanefiye, İmam Hasan'ın (a.s) sözlerini kabul ederek ayağa kalktı, ona itaatini, boyun eğmişliğini açıkladı.[10]

Yüce Dost'a Doğru

İmam Hasan'ın (a.s) durumu ağırlaştı, ağrıları şiddetlen-di ve acılar içinde kıvranmaya başladı. Artık değerli hayatından sadece birkaç dakika kaldığını anladı ve ailesine dönerek: "Beni evin damına çıkarın da gökyüzünün melekûtunu seyredeyim." dedi.

Onu evin damına çıkardılar. Oraya yerleştikten sonra ba-şını göğe kaldırdı ve Rabbine yalvarmaya, yakarmaya koyularak şöyle dedi:

Allah'ım! Canımı sana sunuyor, mükâfatını senin katından umuyorum. Bu ise, canlar arasında benzerini göremediğim en değerli şeyimdir. Allah'ım! Ölüm anında munisim ol, mezarda beni yalnız bırakma!

Sonra Muaviye'nin ona yaptığı haksızlıklar, taahhütlerinden cayması, canına kastetmesi aklına geldi ve şöyle buyurdu:

Onun içeceği (verdiği zehir) tüm vücudumu kuşattı. Allah'a yemin ederim ki, verdiği hiçbir sözü tut-madı ve söylediği hiçbir sözü doğru söylemedi.[11]

Arkasından Kur'ân'dan ayetler okumaya, Allah'a yönelip yakarmaya koyuldu. Böylece tertemiz ruhu Me'va cennetine uçtu, Yüce Dost'a yükseldi. Öyle bir ruh ki, yumuşak huyluluk, cömertlik, ilim, şefkat, merhamet ve bütün insanlara yönelik iyilikseverlik bakımından ne geçmiş zamanlarda bir benzeri yaratılmış ve ne ilerde onun gibisi gelecektir.

Müslümanların en yumuşak huylusu, cennet ehli gençlerinin önderi, Resulullah'ın (s.a.a) reyhan çiçeği ve göz ay-dınlığı öldü.

Dünya onun ölümü ile karanlığa gömülürken, ahiret onun gelişi ile aydınlandı.[12]

Bu acı olayın duyulması üzerine Haşimîlerin evlerinden feryatlar yükseldi, Medine evleri figanlara ve iniltilere boğul-du. Ebu Hüreyre, hüngür hüngür ağlayarak ve kendinden geç-miş bir hâlde Peygamberimizin (s.a.a) mescidine koştu. Koşarken avazının çıktığı kadar: "Ey insanlar, bugün Resululla-h'ın sevgilisi öldü, ağlayın!" diye bağırıyordu.[13]

Ebu Hüreyre'nin bu sözleri kalpleri parçaladı, acının yü-reklere bıçak gibi saplanmasına yol açtı. Bütün Medine halkı İmam'ın evine doğru akın etti. Kiminin dili tutulmuş, kimi feryat ediyor, kimi saçını-başını yoluyor, kimi de inliyordu. Bu büyük ahiret yolcusunun kaybından kaynaklanan hüzün kalplerine işlemişti. O büyük ahiret yolcusu ki, başlarına ge-len her felâket ve karşılaştıkları her musibet sırasında sığınakları, korunakları ve barınakları olmuştu.

İmam Hasan'ın Teçhizi ve Teşyii

Kardeşi İmam Hüseyin (a.s), ağabeyinin cenaze hazırlıklarına başladı. Abdullah b. Abbas, Abdurrahman b. Cafer, Ali b. Abdullah b. Abbas ile kardeşleri Muhammed b. Hane-fiye ve Ebulfazl-i Abbas da ona yardım ediyorlardı. Ağabeyini yıkadı, kefenledi ve üzerine kâfur ve güzel koku serpti. Bunları yaparken, gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Cenazenin hazırlanmasını tamamlayınca, kutsal naaşın namazının kılınması için Peygamberimizin (s.a.a) mescidine götürülmesini emretti.[14]

İmam Hasan'ın (a.s) cenazesi, Peygamberimizin (s.a.a) başkenti olan Medine'nin, benzerini görmediği çok büyük bir kalabalık tarafından uğurlandı. Haşimîler Medine çevresindeki mezralara ve köylere İmam'ın öldüğü haberini götüren kimseler göndermişlerdi. Buralarda oturanlar da o büyük na-aşı uğurlamaya katılabilmek için hep birlikte yollara döküldüler. Nitekim Sa'lebe b. Malik, cenaze törenine katılanların çokluğunu şu şekilde beyan etmiştir:

İmam Hasan'ı öldüğü gün gördüm. Baki mezarlığında toprağa verildi. Eğer iğne atılsaydı mutlaka bir insanın başına düşerdi.[15]

İmam'ı uğurlayan kalabalık o kadar yoğun oldu ki, Baki mezarlığında bir kişilik bile yer kalmamıştı.[16]

İmam'ın Toprağa Verilmesi ve Aişe'nin Fitnesi

Mervan ve çevresindeki Emevîlerin, İmam Hasan'ı Re-sulullah'ın (s.a.a) yanında toprağa vereceklerinden şüpheleri yoktu. Bu yüzden bunun için toplandılar ve silâh kuşandılar. İmam Hüseyin (a.s), ağabeyinin cenazesi ile birlikte bağlılığını ve taahhüdünü yenilemek için dedesinin mezarına yönelince, Mervan ile çevresindekiler toplu olarak cenazeyi uğurlayanların karşılarına çıktılar. Aişe de bir katır sırtında onlara katıldı. Bu sırada: "Bana ve size ne oluyor da sevmediğim birini evime sokmak istiyorsunuz?" diyordu. Mervan da şöyle diyordu: "Nice savaş var ki, barıştan daha hayırlıdır! Osman Medine'nin en ucunda bir yere defnedilmişken, Hasan, Peygamber'in yanına defnedilecek, öyle mi? Ben si-lâh taşırken böyle bir şey asla olmaz!"

Az kalsın Haşimoğulları ile Emevîoğulları arasında fitne çıkıyordu ki, Abdullah b. Abbas, Mervan'ın yanına koştu ve şöyle dedi:

Ey Mervan, geldiğin yere dön. Biz dostumuzu Re-sulullah'ın (s.a.a) yanına defnetmek istemiyoruz. Biz onu ziyaret ederek bağlılığımızı ve taahhüdümüzü ta-zelemek istiyoruz. Arkasından cenazemizi büyük annesi Esed kızı Fatma'nın yanına götürüp vasiyeti uyarınca orada toprağa vereceğiz. Eğer Hasan, Peygamber'in yanında toprağa verilmeyi vasiyet etseydi, sen de bilirsin ki, bizi o vasiyeti yerine getirmekten vazgeçirmeye gücün yetmezdi. Fakat İmam Hasan Alla-h'ı, Resulullah'ı (s.a.a) ve onun mezarının saygınlığını, onun yıkıma uğramasına meydan vermemenin gerekliliğini herkesten iyi biliyordu. Nitekim başkaları, bu saygısızlığı yaparak ondan izinsiz evine girdiler.[17]

Abdullah b. Abbas arkasından Aişe'ye dönerek şöyle dedi:

Ne kadar çirkin! Bir gün katır, başka bir gün deve sırtında Allah'ın nurunu söndürmek ve Allah'ın dostları ile savaşmak istiyorsun. Geri dön. Zira korktuğun-dan kurtuldun ve istediğini elde ettin. Bir süre sonra olsa bile, Allah Ehl-i Beyt'i muzaffer kılacaktır.

İmam Hüseyin (a.s) de şöyle buyurdu:

Allah'a yemin ederim ki, Hasan bana kendi meselesi yüzünden bir damla bile kan dökülmemesini tem-bih etmemiş olsaydı, Allah'ın kılıçlarının sizden nasıl öç alacağını öğrenirdiniz. Sizler aramızdaki antlaşma-yı çiğnediniz ve bize karşı kabul ettiğiniz şartları geçersiz kıldınız.

Haşimîler, İmam Hasan'ın (a.s) cenazesini taşımaya devam ederek onu Abdumenaf oğlu Haşimoğlu Esed kızı Fatı-ma'nın yanına defnettiler.[18]

Defin töreninden sonra İmam Hüseyin (a.s) mezarın başında durarak ağabeyini şu sözlerle övdü:

Ey Ebu Muhammed, Allah'ın rahmeti üzerine olsun. Eğer sen yaşıyor olsaydın, hakkı muhtemel yerlerinde görüp tanırdın. Takiyye noktalarındaki tehlikeleri güzel yöntemle aşarak Allah'ı tercih ederdin. Dünyanın büyük nimetlerine küçümseyen gözlerle ba-kardın. Dünyaya çevresi temiz ve ailesi arınmış bir el uzatırdın. Az bir destekle ve kolayca, düşmanlarından gelen kalleşçe badireleri geri püskürtürdün.

Yapacağın bu işlerde şaşılacak bir şey yoktur. Çün-kü sen peygamberlik soyunun evlâdı, hikmet sütünün emzirilmişisin. Bu durumda sen rahatlık, güzel rızk ve Naîm (nimetlerle donatılmış) cennetin yolcususun. Al-lah ondan yana bize ve size büyük ecir versin, bize ve size onun büyük tesellisini ve sabrını bağışlasın.[19]


 

 


[1]- Sulhu'l-İmami'l-Hasan, 365. Muaviye'nin "Allah'ın baldan askerleri var." şeklindeki sözü meşhurdur. Rûvme, Medine yakınlarında bir su kuyusudur.

[2]- Sulhu'l-İmami'l-Hasan, 365

[3]- Mes'udî, İbn Esir Haşiyesinde, 6/55

[4]- Sulhu'l-İmami'l-Hasan, 365/366

[5]- Tabakat-ı İbn Sa'd, Mekatilu't-Talibiyyin, Müstedreku'l-Hâkim; Şerhu Nehci'l-Belağa, İbn Ebi'l-Hadid, 4/17; Tezkiretu'l-Havas, 222, el-İstiab, 1/374. bu kaynakların hepsi Ehl-i Sünnet âlimlerine aittir.

[6]- A'yanu'ş-Şia, 4/85

[7]- Emali, Şeyh Saduk, 133

[8]- A'yanu'ş-Şia, 4/79

3- Bakara, 109

[10]- Hayatu'l-İmami'l-Hasan, 2/487/489

[11]- Tezkiratu'l-Havas, 23; İbn Asâkir, 4/226; Hilyetu'l-Evliya, 2/38; Safvetu's-Safve, 1/320

[12]- Tarihçiler İmam Hasan'ın hangi yılda öldüğü konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Kimi tarihçiler onun ölüm yılının hicrî kırk dokuz yılı olduğu görüşündedirler. Bu görüşü, İbn Esir ile Tehzibu't-Tehzib adlı eserinde İbn Hacer savunuyor. Kimi tarihçilerin görüşüne göre ise, İmam Hasan, hicrî elli bir yılında öldü. Bu görüşü, Hatib-i Bağdadî kendi tarih kitabında ve İbn Kuteybe el-İmametu ve's-Siyaset adlı eserinde ileri sürer. Bu konuda başka görüşler de vardır.

İmam Hasan'ın (a.s) hangi ayda şehit edildiği meselesinde de farklılıklar vardır. Kimi bu olayın rebiyülevvel ayının bitimine beş gün kala, kimi safer ayının bitimine iki gece kala, kimi de Musamerat adlı eserin 26. sayfasında söylendiği gibi hicrî kırk beş yılının muharrem ayının onuncu gününe rastlayan bir pazar günü meydana geldiğini i-leri sürer.

Bunların yanı sıra İmam Hasan'ın (a.s) safer ayının yedinci gününde şehit edildiğini ileri süren bir başka görüş de vardır.

[13]- Tehzibu't-Tehzib, 2/301; Tarih-i İbn Asâkir, 4/227

[14]- A'yanu'ş-Şia, 4/80

[15]- Tarihu İbn Asakir, 8/228

[16]- el-İsabe, 1/330

[17]- [Birinci ve ikinci Halife'nin, Hz. Peygamber'in (s.a.a) evinde def-nedilmelerine işarettir.]

[18]- Hayatu'l-İmami'l-Hasan, 2/499, Kifayetu't-Talib, 268

[19]- Hayatu'l-İmami'l-Hasan, 2/500

 



YORUM YAZ
  Yorum
  Güvenlik Kodu

  Menü Panelinden Üye Girişi Yaptıktan Sonra Yorum Ekleyebilirsiniz!!!